14 Ocak 2022

Ziyaret'in Düşündürdükleri

 

İki tarafında bodur çam ağaçları bulunan yolda, transitin her virajda sağa sola yatmasına aldırmadan varacağım menzili düşünüyordum. İlk gelişimin üzerinden kaç yıl geçti hatırlamıyorum. Hatta her hafta bu yoldan geçeceğimi söyleseler inanmazdım o zaman.

Yaklaşık 45 dakika süren bir yolculuktan sonra vardığımız beldede sol tarafta çok eski hatta yer yer yıkık ve alçak taş duvarlarla  çevrili boş araziyi geçip sağda metruk denebilecek bir yerde duran minibüsten indik.

Allahım hava nasıl da sıcak! Neyse ki Adanalı olmanın verdiği bir alışmışlık var bünyede. Karşı kaldırıma geçip küçük küçük dükkanlardan oluşan işyerlerine çok da dikkat etmeden hızlıca yürümeye devam ediyorum. Kapısında mavi ve yeşil renkli ve Adana’da bizim ‘tabla’ diye adlandırdığımız seyyar tezgahlarda renk renk, irili ufaklı ve çeşit çeşit şekerler satan satıcılarının arasından, taş kemerli bir kapıdan geçiyorum, yerleri sanırım andezit taşından döşenmiş avluya girebilmek için 3-4 basamak çıkmanız gerekiyor. Avluya adım atar atmaz sanırım sekizli tonoz üzerine yapılan ve kurşunla kaplanmış kubbesi ile herkesin harıl harıl abdest aldığı şadırvan karşılıyor girenleri. Tam karşıda müftülüğe ait bir bina ve tabi en önemlisi de avlunun sol tarafında kadın ve erkek girişleri olarak iki kapısı bulunan Hz Veysel Karani Türbesi ile hemen onun yanında da cami bulunuyor.

Halk arasında anlatılan hikâyelerin birinde –sözde- Hz Peygamberin, ‘Beni ziyaret edemeyenler Veysel Karani’yi ziyaret etsinler.’ dediği anlatılırmış. Hatta yöre halkının bir kısmı 7 yıl üst üste bu türbenin ziyaret edilmesinin Hac Ziyareti olarak kabul edildiğine inanırmış, diyorlar. Bu duruma ‘Fakir Haccı veya Fakirlerin Haccı’ denildiği rivayeti bile var

Caminin ve türbenin girişinde bembeyaz sarıklı ve sarıklarıyla yarışırcasına beyazlamış sakallarıyla nur yüzlü ve genelde tombik dedeler ile tabii ki saflığın ve iyiliğin sembolüymüşçesine beyaz başörtüleriyle yine şirin mi şirin teyzeler ve nineleri görüyorsunuz hemen. Kimi ayakkabısını giyiyor taş duvarlara tutunarak ve sanki hiç bitmesini istemediği duasını mırıldanarak. Kimi de duasına başlıyor bir yandan başörtüsünü düzeltirken bir yandan da ayakkabısını çıkarmaya çalışırken girdiği türbe kapısında. Amcalar teyzelerden, dedeler ninelerden o kapıda ayrılıyorlar  içeri girince ettikleri dualarda buluşmak üzere.

Biz de girdik ayakkabımızı çıkararak ve boynumuzu bükerek biraz da. Öyle ya Hz Peygamberin övgüsüne nail olmuş bir zatın kabrine gelmiştim nihayetinde.

Oldukça güzel oymalarla süslenmiş sandukanın kenarında namaz kılanları gördüm ilkin. Dua edenler, tesbih çekenler, fotoğraf çekenler… Herkes orada olmaktan gayet memnun. Biz de namazımızı kılıp duamızı ettik. Edeptendir, sandukanın yanından dua ederek ayrılırken sırtımızı dönmeden çıktık kapıdan.

Avludan çıkınca sola dönerseniz yolu takip ederek çıktığınız tepede Şeyh Osman Türbesini de görebilirsiniz. Bu defa öyle yapmadım. Sağa döndüm ve gelirken çok da dikkatli bakmadığım o küçük dükkanlara yöneldim.

Dükkanların önünde maviden pembeye, eflatundan sarıya, yeşilden mora her renk yazma, baş örtüleri, şallar, çocuklar için oyuncaklar, sahte takılar bulunuyor. İçeri doğru adım attığımda hurmalar, gül suları yine çeşitli paketlerde farklı şekerler ve şekerlemeler, seccadeler, tesbihler, gül suları var. Her turistik noktada olduğu gibi burada da çeşitli magnetler vardı ki bunların ekseriyeti Veysel Karani Hatırası yazılarından oluşuyordu. Taş veya ahşaptan yapılmış türbe maketleri hatta deve kervanları şeklinde süsler bile vardı. Bir haberde okumuştum mayıs ayında Türkiye ‘nin her tarafından ziyaretçiler geldiği ve günde bir ton şeker satıldığı oluyormuş.

Önce beğendiğim şekerlerden paket paket aldım tabii. Sonra birkaç anahtarlık ve sonunda birden hatırladım unutmamam gereken şeyi. Nenemle konuşurken Ziyaret'ten beyaz yazma alacağımı söylemiştim ona. Kocaman beyaz bir yazma gösterdi satıcı. Kenarlarında yeşil iplerden yapılmış süslemeler ile Hz Veysel Karani Camisi ve Türbenin tasvirleri vardı. Aldım onu büyük bir sevinçle ve ayrıldım oradan.

Adana’ya gelince hemen ilk gün gittim nenemin yanına. Önce şekerlerden falan verdim sonra da maddi değeri çok yüksek olmasa da benim için manevi olarak çok değerli hediyeyi verdim ona. Bir kamyon dua etti bana. Gençken Ziyaret'e gittiğinden falan bahsetti. Dedemin de sağ olduğu dönemlerde onların ‘Memlekete gidiyoruz.’ dediği, aslında Muş ‘a gittikleri, kocaman kocaman bidonlarda otlu peynirler ve beyaz çuvallarda kesilmemiş kesme şekerlerle -’kırtlama şekeri’- Adana’ya döndükleri yolculuklarında, seyahat ettikleri otobüsler adet olduğu üzere mutlaka Ziyaret ‘te dururmuş. Onlar da hem dinlenirler hem de namaz kılıp dua ederlermiş.

Şimdi nenem ve dedem her  ikisi de yoklar. Rabbim gani gani rahmet eylesin.  Veysel Karani Hazretlerine komşu eylesin ki, inşallah Peygamber Efendimize de komşu olurlar.

Bugünlerde sadece fotoğraflarını görebildiğim Siirt ve orada tanıştığımız kardeş ve dostlarımıza da bu vesile ile selam olsun.

20 yorum:

  1. Beğendim.
    Nenenize ve desenize Rabbim gani gani rahmet eylesin. Veysel Karani Hazretlerine komşu eylesin ki, inşallah Peygamber Efendimize de komşu olurlar.

    YanıtlaSil
  2. Kardeşim Allah senden razı olsun,geçmişlerimize rahmet eylesin.Nemgüzel anlatmışsın sanki oraya gitmiş gibi oldum vallahi.

    YanıtlaSil
  3. Allah razı olsun Güzel Kardeşim.

    YanıtlaSil
  4. Aleyküm selam kardeşim.O günlere götürdün ,eyvallah

    YanıtlaSil
  5. Ve Aleyküm Selam abi. Yüreğine sağlık.
    (İlyas Özlü)

    YanıtlaSil
  6. Ve Aleyküm selam.Allah muvaffak eylesin.Geçmişlerimize rahmet olsun inşallah

    YanıtlaSil
  7. Allah tüm ölmüşlerimize rahmet eylesin. Bende Bitlis te görev yaparken Veysel Karani Hazretlerinin türbesini görmek nasip olmuştu

    YanıtlaSil
  8. Kalemine, yüreğine sağlık.

    YanıtlaSil

Katkıda bulunmak isterseniz lütfen çekinmeyin.

HASTANE

 Bugün akşam namazından sonra annemle birlikte geldik yine. Tıpkı yıllar önce annemle birlikte geldiğimiz gibi. Şimdiki çocuklar tablet, t...