Okullarda işlerin en yoğun olduğu zaman genelde eylül aylarıdır.
Bir taraftan okula yeni başlayan öğrenciler ve velileri, diğer taraftan
tatilden yeni dönmüş ve ders programlarının nasıl olacağını, okulda bu sene
neler yapacağını planlayan öğretmenler. Bunlara ek olarak okulda birkaç gün
önce göreve başlayan temizlik görevlisi, güvenlik görevlisi, kantincisi, hatta
yeni atanan öğretmenler derken bir hengâmedir sürer gider.
İşte tam da böyle bir eylül ayında o esnada müdür yardımcısı
odasında oturmakta olan müdür, müdür başyardımcısı ve müdür yardımcıları
kapının çalmasıyla konuşmalarına ara verdiler. Pastel mavi renkli kapıdan 70-80
yaşlarında mahcup, eli yüzü düzgün, başörtülü bir teyze odaya girdi.
- Okul müdürünü arıyorum. Kim acaba? diye usulca sordu.
Oradakilerin bakışlarından okul müdürü olduğunu anladığı
ve diğerlerinden daha genç olan adama yaklaştı:
- Oğlum biraz konuşabilir miyiz? dedi.
- Olur, teyzeciğim. İsterseniz yan taraftaki odama
geçelim. dedi genç adam.
- Memnun olurum, diye yanıtladı kadın.
Arkadaşlarına da devam etmelerini söyleyerek yaşlı teyzeyle
birlikte müdür odasına girdiler. Teyzeye misafir koltuğuna oturmasını rica
etti, kendisi de koltuğuna oturdu.
-
Teyzeciğim bir çayımı içersiniz değil mi? diyerek kendince, çay ikramının geri
çevrilmesini zorlaştıran bir cümle ile misafirine ikramda bulunmak istedi.
- Oğlum çay için gelmedim. Ben yaşlı bir kadınım.
Emekliyim ve kimseye de muhtaç değilim. Senden de bir şey istemek için falan
gelmedim. dedi lafını hiç esirgemeden. (Genç adamın da hoşuna gitti. Belki de
kendi annesi geldi gözünün önüne. Çünkü
o da hiç bir zaman hiç kimseden lafını esirgemezdi. )Tebessüm ederek:
- Peki, teyzeciğim, öyleyse, senin için ne yapabilirim?
- Oğlum, benim bir çocuğum doktor, biri avukat bir diğeri
de sizin gibi öğretmen. Ben zaten emekliyim. Sağ olsunlar hiç ihtiyacım olmasa da
çocuklarım her aramalarında mutlaka sorarlar ve her gelmelerinde illa ki bana
bir miktar harçlık vermeye çalışırlar. Üzülmesinler diye alırım. Sonra bu paraları sorup soruşturduğum
ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaya çalışırım. Şimdi de elimde kendi biriktirdiğim
bir miktar para var. Ne yapacağımı düşünürken okulların yeni açıldığı ve öğrencilerden ihtiyaç sahibi birilerinin
olabileceği aklıma geldi. İşte bunun için de buraya geldim.
- Allah razı olsun teyzeciğim. Biz genelde bizden bir
şeyler talep edilmesine alıştığımız için söylediklerine hem şaşırdım hem de
sevindim doğrusu. Peki, senin aklında bu öğrencilerle ilgili nasıl bir yardım
var acaba?
- Okul kıyafeti olmayan öğrencilere kıyafet alalım diye
düşündüm aslında. Tabi siz daha iyi bilirsiniz ama.
- Estağfurullah teyzeciğim, siz nasıl isterseniz biz o
şekilde bir yardım için elimizden geleni yaparız. Sizin fikriniz kıyafet
olduğuna göre biz de kıyafet temini yoluna gideriz. Bildiğimiz birkaç tane ihtiyaç
sahibi öğrenci var ve biz de bugün yarın onlara kıyafet temin edelim diyorduk
zaten, tevafuk oldu. Önce kıyafet ihtiyacı olan başka öğrenciler de olup
olmadığını tespit ederiz. Sonra da sizinle haberleşiriz. İsterseniz de bu
öğrencilere kıyafetleri birlikte veririz. Hem kıyafetleri alan öğrencileri siz
de gözünüzle görmüş okursunuz, ne dersiniz?
- Hiç olur mu öyle
şey müdür bey? Çocuklar beni görünce mahcup olurlar. Hem, her zaman "Sağ
elin verdiğini sol el bilmemeli," demez mi büyüklerimiz? diye itiraz etti
yaşlı kadın. Sanki biraz şaşırmış, biraz da kızmıştı bu teklife.
- Ama okul
kıyafetlerini aldığımızı ve paranızı ihtiyaç sahibi öğrencilere harcadığımızı
da görmüş olursunuz. (Aslında teyzenin bu sözüne çok mutlu olmuştu ama yine de
teyzenin davranışının nedenini tam anlamak istiyordu ve devam etti sözüne)
Yoksa benim veya bizim bu parayı nereye harcadığımızı, ihtiyaç sahibi
öğrencilerin ihtiyaçlarının görülüp görülmediğini nereden bileceksiniz? dedi
genç adam.
Teyze birden sesine daha ciddi bir hava katarak:
- Evlâdım, bu toprağın üstü varsa altı da var. Yaşam da,
ölüm de insan için bu dünyada. Hem ahirette de hesap var. dedi kendinden emin
bir şekilde.
Bu cümleler genç adamın çok hoşuna gitmişti. Hemen
telefonu eline aldı ve dâhili hattan biraz önce odasında hep birlikte
oturdukları müdür yardımcısını aradı. Kulağında tuttuğu telefon çalarken bir yandan
da yaşlı kadını süzüyordu göz ucuyla.
- Gardaşım, dedi. Hemen odama gel. Bu teyze beni tehdit
ediyor!
- Nasıl yani, anlamadım? diye soran arkadaşına:
- Gel, gel konuşmamız lazım. dedi gülerek.
O sırada yaşlı kadın da genç adamın ne yapmaya çalıştığını
anlamaya çalışıyordu.
Kapı açıldı ve odaya başka bir genç adam daha girdi. Okul
müdürü:
- Teyzeciğim madem iş ciddi, o zaman bizim bir şahide
ihtiyacımız var. Bu arkadaşım müdür yardımcımız. Hem şahidimiz olacak hem de seninle konuştuğumuz kıyafet
işini, Allah’ın izniyle arkadaşımla ikimiz birlikte halledeceğiz. Sen merek etme.
- Ben nesini merak edeceğim ki oğlum? Az önce de söyledim ya ahiret var, toprağın altı var. Benim size vereceğim üç kuruş para gerisini siz düşünün!
-Allah razı olsun teyzeciğim. O zaman şimdi birer çay içeriz
artık. diyerek hemen üç çay istedi.
Yaşananlardan çok memnun olduğu
belli olan genç adam, müdür yardımcısı arkadaşına olan biteni hızlıca anlattı.
Daha geçen gün okudukları hadis-i şerifi hatırladı ikisi de. "Cömertlik, cennet ağaçlarından bir ağaçtır. Dalları dünyaya
sarkmıştır. Kim bu dallardan birine tutunuyorsa, bu dal onu Cennete götürür.” diyordu Resulullah. Bu teyzenin ne kadar güzel bir insan olduğunu
düşünüyorlardı belki de. Bunca kötülüğün, yozlaşmışlığın arasında tertemiz bir
yürek. Hiç tanımadığı insanlara yardımcı olabilmek için çabalayan kocaman ve
bir o kadar da merhametli bir yüreği olan bir insan, bir anneydi o.
Teyzenin bir zarf içerisine koyarak verdiği parayı saydılar. Mahallede bulunan ve böyle işlerde daha önce de yardımlarını esirgemeyen kıyafet mağazası sahibini telefonla arayıp durumu anlattılar.
Teyzenin parası yaklaşık 5-6 öğrenci kıyafetine yetiyordu.
10 öğrenci kıyafeti ve kırtasiye malzemesi ayarlamasını istedikleri mağaza
sahibi "Biraz da bizim katkımız olursa kabul ederiz." diyerek yardımcı
olabileceğini belirtti.
Bu konuşmalar yapılırken usulca çayını yudumlamakta olan
teyze, konuşulanlardan duyduğu memnuniyeti mütebessim çehresiyle belli
ediyordu.
Aslında bu genç adamlar için ilk değildi bu, son da olmayacaktı. Ne zaman böyle bir şey duysalar hemen yardıma koşuyorlardı. Çünkü onlar Bakara Suresi ‘nde geçen “Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık (Allah yolunda hayra, hayır işlerine) harcayanlar var ya, işte onların Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır”. Müjdesine kavuşmak isteyen bir neslin temsilcileriydi. Bu da gayet geçerli bir sebepti onlar için.
iki genç adam, aynı gün öğleden sonra 10 Öğrenci kıyafeti ve kırtasiye malzemesini mağazadan aldılar. Tespit edilen 10 öğrenciye bu kıyafet ve malzemeleri hemen ertesi gün teslim ettiler.
Tabi ki teyzenin istediği şekilde. Hiç kimsenin
haberi olmadan.
Allah razı olsun hocam kalemine sağlık.
YanıtlaSilEyvallah Gardaşım, Allah razı olsun.
SilYine harikasın abim👍👏
YanıtlaSilAllah razı olsun
SilKaleminize sağlık olsun hocam..
YanıtlaSilAllah razı olsun.
Silİçinde ayetlerin, güzel kalpli insanların geçtiği bu güzel yazıyı okumak iyi geldi. Ellerine sağlık abi❤️
YanıtlaSilTeşekkür ederim Allah razı olsun. İyi insanlar iyi ki varlar ELHAMDÜLİLLAH.
SilTebrik ederim etkileyici🫶🏻
YanıtlaSilTeşekkür ederim.
SilEmeğine sağlık güzel insan.🙏🏻🧿
YanıtlaSil