06 Şubat 2021

SÜREKLİ GEÇ KALAN ÖĞRENCİ

 

 

Sakin bir öğleden sonra çaylarını yudumlayan üç arkadaş, kapının çalmasıyla dikkatlerini kapıya yönelttiler. İçeriye giren Zeynep öğretmendi. Biraz kızgın, biraz da yorgun bir hali vardı. Hızlıca ve biraz yüksek bir ses tonuyla konuşmaya başladı:

 

- Hocam bu çocuk her gün okula geç geliyor. Abisi de başka bir sınıfta.  Onunla da konuştum ama nafile. Sonuç değişmiyor. Gerçi o da çoğu zaman geç geliyormuş ya neyse. Ben bu durumdan çok sıkıldım artık ne yapacağını bilemiyorum.

 

- Tamam hocam siz sınıfınıza çıkın, diğer öğrencileriniz sınıfta yalnız kalmasınlar. Biz de bu yakışıklıyla biraz sohbet edelim diye karşılık veren kişi otuzlu yaşlardaki okul müdürüydü.

 

Öğretmen hanım teşekkür ederek biraz daha sakinleşmiş bir şekilde kapıdan çıktı ve sınıfına doğru yürüdü. Odada kalanlar okul müdürü ile iki müdür yardımcısıydı ve tabii ki bir de "Sürekli geç kalan öğrenci."

 

 Kısa bir sessizlikten sonra ilk konuşan kişi saçlarının tepesi açılmış, düzgünce kestiği bıyığı ve o sabah tıraş olduğu belli olan parlak ve güleç yüzüyle, elli yaşını geçmiş olan, yaşının verdiği olgunlukla ağır ağır konuşan Müdür Yardımcısı Rifat Hoca olmuştu:

 

- Gel otur bakalım delikanlı. Nasılsın, neler yapıyorsun? Biraz sohbet edelim sen de istersen, olur mu? diyerek çocuğun endişeli ve ürkek ruh halinin yansımasını çok net olarak görebildiğiniz yüzündeki ifadenin birazcık da olsa değişmesini sağlamıştı.

 

-İsa Hocam, Selvi Hanım’a haber verelim diyen müdürün kısık sesine karşılık, diğer müdür yardımcısı İsa Hoca bir baş işareti ile durumu anladığını belli ederek yerinden kalktı ve okulun rehberlik öğretmeni Selvi Hanım’la birlikte odaya geri dondu.

 

-Bak oğlum bu rehber öğretmenimiz Selvi Hanım. Onu tanıyor musun?

 

-Evet müdürüm, sınıfımıza gelmişti. Bizimle konuşmuştu, dedi. Çocuk, Selvi Hanım’ı görünce sanki biraz daha rahatlamış gibi görünüyordu.

 

Selvi hanım ne olduğunu anlamak istercesine odadaki idarecilere şöyle bir baktı. Göz göze geldiği okul müdürünün " Bu işi sen çözebilirsin, sana güveniyorum." bakışını tanıyordu. Gülümseyerek çocuğa adını sordu:

 

- Ali, diye cevapladı çocuk. Artık pek de endişeli görünmüyordu.

 

- Burası biraz kalabalık, istersen benim odama geçelim. Hem odamı da görmüş

olursun. Hemen yan tarafta.

 

- Tamam, dedi Ali gülerek. Birlikte el ele rehberlik odasına geçtiler.

 

Yarım saat kadar sonra kapıdan giren kişi Selvi Hanım’dı. "Ali ile konuştum. Bir de abisi ile konuşmak istiyorum." dedi.

 

Karşı binadaki sınıfından çağrılan abi, nöbetçi öğrenciyle birlikte müdür yardımcısı odasına geldi. Selvi Hanım onu da aldı ve birlikte odasına gittiler.

 

Müdür yardımcısı odasına döndüğünde Selvi Hanım’ın üzüntüsü yüzünden okunabiliyordu. Usulca oturduğu yerden, tane tane anlatmaya başladı:

 

- Çocuklar iki kardeşler ve babaları ile birlikte yaşıyorlar. Baba geceleri işe gidiyor ve işyerinden sabaha karşı veya sabah dönüyormuş. Eve döndüğü zaman çocuklarını hazırlıyor ve okula gönderiyormuş. Bazen kendisi getiriyormuş okula. Bazen de baba eve geç geldiği için çocuklar okula kendi başlarına geliyorlarmış. Anneleri ise evde yokmuş. Sanırım boşanmışlar.

 

Bu çocuklar ve babalarının içinde bulunduğu çaresizliği, bir anda boğazlarında bir yumruk gibi hissettiler. Bir süre sessizlik oldu. Konuşmak istiyorlar ama o gücü kendilerinde bulamıyorlardı sanki. Sonra okul müdürü:

 

- Çocukların babasına ulaşıp okula davet edelim. dedi.

 

Ertesi sabah erkenden okula gelen babayı, okul müdürü ve rehber öğretmen Selvi Hanım misafir ettiler. Çocuklarının geç kalmalarıyla ilgili durum anlatılırken:

 

- Hocam durumdan haberim var çocuklar anlattılar zaten. Ben tek başına yaşayan bir babayım. Buralı değilim ve burada da hiç akrabam yok. Eşim ve iki oğlumla birlikte dört kişi yaşıyorduk. Biraz maddi sıkıntılarımız oldu. Gerçi hiç bir zaman zengin biri olmadım ama...

 

Kapı açılınca bir an sustu. Masaya bırakılan çaylardan kendi önündekine iki şeker atarak yavaşça karıştırmaya başladı. Çayı getiren hizmetli odadan çıkınca sözüne devam etti:

 

- Ama zaman geçtikçe eşim sürekli şikâyet etmeye, bu yoksulluktan sıkıldığını söylemeye başladı. Bir süre sonra bizi bu halde bırakıp çekip gitti. Bu durumu eşimin ailesiyle de konuştum. Onlar da onun gibi düşünüyorlardı. Anlayacağınız belki de benim beceriksizliğim yüzünden, hiç kimsemizin olmadığı bir şehirde iki oğlumla yaşama tutunmaya çalışıyoruz.

 

- Gerçekten hiç arkadaşınız, akrabanız yok mu?  diyen Selvi Hanım’a şöyle bir bakan adam:

 

- Yok hocam, hiç akrabamız yok. İşyerinden falan tanıdığım birkaç kişi var ama çocuklarımı emanet edebilecek kadar güvenemiyorum kimseye. Patronla konuştum geceleri çalışıyorum. Çok zaman ben giderken uyumuş oluyorlar, sabah da ben işten gelince uyandırıyorum. Büyük oğlan dördüncü sınıfa gidiyor, büyüdü artık. Birçok şeyi anlıyor. Bazı sabahlar ben geç kaldığımda kardeşini de uyandırıp okula götürüyor. Ama küçük olan daha ikinci sınıfta. Hep üzgün,  hep dalgın, görüyorum ama ne yapayım? Birlikte parka falan gidiyoruz pazar günleri. Zor be hocam, bana da zor onlara da...

 

Adam susunca çok kısa bir sessizlik oluyor yine. Sonra:

 

- Kardeşim sen harika bir babasın, diyor okul müdürü. Üzülme bu kadar. İnsan hayatının her noktasındaki olaylara hakim olabilecek kadar güçlü değildir. Sen, içinde bulunduğun şartlarda elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorsun. Bak, onlardan söz ederken gözlerinin içi gülüyor. Üzüldüklerini anlatırken, senin de üzüldüğün yüzünden okunuyor.

 

Selvi hanım söze girdi:

 

- Biz Müdür Bey'le birlikte çocukların öğretmenleri ile de görüşeceğiz.  Onlar da çok seviyor çocuklarınızı. Ama sizin yapmanız gereken en önemli şeylerden biri bu çocukları emanet edebileceğiniz birilerini bulmanız. Geceleri evde yalnız kalmaları çok sakıncalı.

 

- Tamam, bir çaresini bulmaya çalışacağım. dedi baba.

 

Babayla yapılan konuşma sonunda her hafta okula geleceği; en azından on-on beş günde bir mutlaka okula geleceği ve öğretmenleriyle görüşeceği, okul idaresi ve rehberlik servisiyle de irtibat halinde kalacağı sözünü de aldılar.

 

Sonrasında çocukların öğretmenleriyle görüştüklerinde, çocukların durumundan haberdar olmadıklarını öğrendiler. Her ikisi de o yıl okula başka okullardan gelen öğretmenlerdi. Yoksa bir öğretmen, öğrencisinin böyle bir sorunu olduğunu bilmez olur muydu hiç!

 

Müdür odasında toplanan Selvi Hanım, İsa Hoca, Rifat Hoca ve okul müdürü bir taraftan çaylarını yudumlarken, diğer taraftan daha önce karşılaştıkları birçok problemde de olduğu gibi problemin çözümü için öğrencinin okul dışındaki ve en önemlisi evindeki yaşantısının çok iyi bilinmesi gerektiğini konuştular. Çünkü her zaman konuşulduğu gibi eğitimi oluşturan üç ana unsurdan ikisi; veli ve öğrenci evdedir. Evinde, ailesiyle ve çevresiyle ne yaşadığını bilmediğiniz bir öğrencinin kalbine dokunabilmeniz de imkânsızdır. Bu aile parçalanmış bir aile ise zaten hayata 1-0 geride başlayan öğrenci sizden çok daha farklı yaklaşımlar beklemektedir. Öğretmen bu öğrencilere ulaşabilmek için önce öğrencinin iç dünyasını çok iyi tanımalıdır. Sonra da ona nasıl yaklaşması gerektiğini çok iyi bilmelidir.

 


11 yorum:

  1. Çok güzel bir paylasim değerli hocam

    YanıtlaSil
  2. Problemi anlamak, çözmenin yarısıdır, derler. Bir insana anlaşıldığını hissettirmek daha fazla bir şeydir. Teşekkür ederim Cengiz hocam.

    YanıtlaSil
  3. Katkınız için ben teşekkür ederim Adem Hocam. İnsan başkalarının dertleriye-problemleriyle dertlenirse insan kalır.

    YanıtlaSil
  4. Yolun açık olsun Cengiz hocam. Çıktığın bu yolda başarılar dilerim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Müdürüm. Allah razı olsun.

      Sil
  5. Gerçek egitimciler bakınca görmenin de ilerisine gidiyor gerçekten 🤗

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öğrencisine bakınca kendi çocuğu aklına gelmeyen öğretmen, öğretmen değildir. Rabbim hepimizin çocuklarını "Öğretmenler" ile karşılaştırsın.

      Sil
  6. Anlamlı bir yazı hocam...Kalemine sağlık.Başarılar

    YanıtlaSil

Katkıda bulunmak isterseniz lütfen çekinmeyin.

HASTANE

 Bugün akşam namazından sonra annemle birlikte geldik yine. Tıpkı yıllar önce annemle birlikte geldiğimiz gibi. Şimdiki çocuklar tablet, t...