Bugün akşam namazından sonra annemle birlikte geldik yine. Tıpkı yıllar önce annemle birlikte geldiğimiz gibi.
Şimdiki çocuklar tablet, telefon,
bilgisayar arasına sıkışmışken; bizler çocukluğumuzda akşam ezanından önce eve
dönmezdik sokaklardan.
Futbol oynayanlar, gülle
oynayanlar, kovalamaca oynayanlar, yerden yüksek oynayanlar, Yedikule
oynayanlar ve daha nice çocuk oyunları oynayan gerçek çocuklardık biz.
E tabii gerçek oyunlarda gerçek
enerji, gerçek hareket, gerçek kazalar da kaçınılmazdı.
Hiç yerinde durmayan, sürekli
hareket eden, koşturan bir çocuk olarak kollarım, bacaklarım defalarca
kırıldığı için hastane yolu, o gri hastane koridoru, hastane önünde satılan
simit, şalgam ve ayran, uzun kuyruklar, kapılardaki suratsız görevliler hepsine aşinaydım ben.
İlkokul 2. sınıfta farklı bir
hastane maceramız oldu yalnız.
Bugün anneme tekrar sorunca “ Oğlum,
o zaman hastanede bir hafta kalmıştık.” dedi. Bir hafta ameliyatlı bir
hastaya bakmanın zorluğunu varın siz düşünün.
Hastaneye nasıl girdiğimi falan
çok net hatırlamıyorum ama ameliyata girmeden önce annemin başucumda durduğunu,
nenemin anneme “İnsan biraz ağlar, sızlar…” falan dediğini hatırlıyorum. Annem her
koşulda metanetli bir insandı. Bu tip durumlarda soğukkanlı olunması
gerektiğini çok iyi bilirdi. Ve evet gayet soğukkanlı bir şekilde beni
ameliyathanenin kapısına kadar uğurladı.
Kapıdan içeri girince her tarafta
önlüklü, maskeli kadınlar, erkekler; bilmediğim garip, tuhaf aletler gözüme çarptı
ilkin. Sonra masaya yatırdılar. Tepemde de 8-10 tane yanarlı dönerli lamba...
Adın ne? Kaçıncı sınıfa
gidiyorsun? Hangi kitapları okudun? diye bir taraftan da sorular sorarak beni
kandırmaya çalışıyorlar. Ben de çocuğum tabii... Sonra mavi eldivenli bir el
suratıma plastik bir maske uzattı. Maskeyi yüzüme dayadılar. “ Hadi 10’dan
geriye doğru say.” dediler. 3'e kadar
geldiğimi, sonrasında yatakta uyandığımı hatırlıyorum
Tabii şimdi hastane deyince
odalarda tek ya da iki yatak, kişisel hasta dolapları, başucunda oksijen
maskeleri, her odanın özel tuvaleti, televizyonu hatta kliması olan hastane
odası canlanıyor insanların zihninde. Ben size 1986-87'deki Sosyal Sigortalar Kurumu
Hastanesi'nden bahsediyorum. Uzunca bir koridor, koridorun sonunda da bir tuvalet
vardı. İhtiyacı olan insanlar için yani koridordaki tüm hastalar içindi bu tek tuvalet.
Yaşlı amcalarla dolu, sanırım 8 kişilik bu odada tek çocuk bendim. Mehmet isminde bir abi ile tanıştığımızı hatırlıyorum. Yan tarafımdaki hastanın oğluydu ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları 6. Bölge Müdürlüğü 'nde çalışıyordu. Bir süre mektup arkadaşlığı yapmışlığımız da oldu.
Odadaki amcaların hepsi
birbirinden komikti. Hani yaşlılar artık belli bir yaştan sonra “Aman dünya
yansa bana ne!” moduna girer ya işte bizimkilerin hepsi o moddaydı zaten. Birbirlerine
sürekli şakalar yapıyorlardı. Birçoğu da yaşlı olmanın verdiği cesaret ve
vurdumduymazlık ile bel altı şakalar bile yapıyor, birbirlerinden laflarını hiç
esirgemiyorlardı. Ama en güzel tarafı da kimse kimseye alınmıyordu.
Şimdi hatırlıyorum da Hakkı Amcam o zaman Susurluk'ta
görev yapıyordu. Adana’ya geldikleri gün hastaneye ziyaretime gelmişlerdi.
Yanlarında da bana hediye olarak “Boş Beşik” kitabını getirmişlerdi. Kitabı
hastanedeyken okudum ve hastaneden çıkınca da hemen götürüp öğretmenime
göstermiştim.
Kimi getirdiğini hatırlamıyorum bir
tane tavşanlı balonum vardı. Zorla şişirdik, kulaklarını falan açtık böyle, sonra
pencereden bakarken aşağı düşürmüştüm, Sanırım acil servisin çatısına düşmüştü ve arkasından öylece bakakalmıştım
Annem, garibim... Bir sandalye
üstünde günlerce yanımda bekledi. Kaldırdı, indirdi tuvalete götürdü, koridorda
gezdirdi. Bir hafta boyunca hergün, neredeyse 24 saat uyanıktı. Sadece bu tabloya
bakarak bile söyleyebilirim ki; Anne, insanın Rabbine en yakın aynasıymış. İnsan annesine ne kadar teşekkür etse; Rabbine
annesi için ne kadar dua etse, hamd etse de hakkını asla ödeyemezmiş.
İnsan sağlıklıyken yönünü çevirip bakmadığı hastaneleri, soğuk hastane odalarını, insanlara yardımcı olmak için çalışmaktan yorulmuş bitkin sağlık çalışanlarını, ilaç kokularını, zaman zaman kulağına gelen hastaların seslerini, tam vaktinde getirilen tuzsuz ekmekli hastane yemeklerinin kıymetini hasta olunca, hastanede yatınca daha iyi anlıyormuş.
Rabbim, başta Annem ve Babam ile
Cumali Dayıma, sonra da bütün hastalarımıza acil şifalar versin inşallah. Rabbim bizi ne hastaneye düşürsün ne de hastaneden mahrum etsin.
Bugün, Annemle birlikte MR çektirmek için geldiğimiz
hastane koridorunda tüm bunlar ağır ağır geçti gözlerimin önünden.
Yillaaar yilllar,ne cabuk gectiler,bundan sonraki ömrümüzü daha guzel hatiralarla suslesin Rabbim⭐⭐⭐⭐⭐
YanıtlaSilAmin, inşaAllah
YanıtlaSilCengiz kardeşim eskinin kötü şartları bile insana bir hasretlik veriyor küçük bir zaman yolculuğu olmuş masallah
YanıtlaSilTeşekkür ederim
SilAnnelerin hakkı ödenmez velakin Rabbim her anneye de senin gibi hayırlı bir evlat versin inşallah
YanıtlaSilAllah razı olsun. İnşallah göründüğümüz gibi oluruz.
SilDeğerli yazar arkadaşım seninle aynı yaşta olduğumdan söylediklerini çok iyi anladım ve hatırladım hepsi de tam da anlattığın gibi annemin de benim başımda bekleyerek hastalığıma şifa olmaya çalıştığı günleri hatırladım. Ve bir sağlık personeli olarak eskiden zor şartlar altında çalışmış emekli olmuş üstatlarımızı düşündüm de şimdi çok daha şanslıyız hem çalışan hem hasta olarak Allah bütün hastalarımıza şifa çalışanlarımıza güç kuvvet versin kalemine sağlık
YanıtlaSilTeşekkür ederim.
SilHem yılları hemde duygularını gayet güzel ifade etmişsin güzel insan.Kalemine sağlık. Rabbım başta annen olmak üzere tüm hastalarımıza şifa nasip etsin inşallah.
YanıtlaSilEyvallah Abi. Rabbim geçmişlerinize rahmet eylesin inşallah.
Sil