Nereden, nasıl başlasam diye düşündüm biraz. Ömer Karaoğlu dinlerken Emir 'le birlikte...
Sahi ne zamandan beri dinliyordum Ömer Karaoğlu 'nu? Ve ilk olarak ne zaman dinlemiştim? Dershane yılarında Salih, Abdülkadir, Baki ve tabii ki Murat Abi ile tanıştığımız dönemlerde başladım onu dinlemeye. Hayat nehrimin akış yönünün değişmeye başladığı yıllarda yani.
Sonra üniversite yıllarında cuma namazında Tahtalı Cami 'de toplanırdık. O günlerde cep telefonlarımız da yok ama kural basitti. Adana 'da olan kişi cuma namazına Tahtalı Cami 'ye gelecek, kılınan namazdan sonra, yerlerdeki plastik hasırlar toplanacak (İç tarafı iç tarafa gelsin ki dışarıdan kalan içeriyi de kirletmesin tekniği ile tabi) ve çıkışta kimler varsa birlikte simit-çay veya yemek yenilecek, hoşbeş edilip, okunan kitaplar konuşulacak...
Baki 'den gazete başlıkları, Salih'ten mazdak olacak. Yaşıtız ama ağır abi Abdülkadir ve grubun gevezesi ben muhabbet devam edecek. Gençliğimizin yağız delikanlısı, mert adamı arkadaşımız, abimiz Murat Abi hayat tecrübelerini paylaşacak bizimle.
Güzel günlerdi. Önce ülkeyi sonra kendimizi kurtarmaya çalıştığımız ve hatta benim İsmet ÖZEL ile tanıştığım yıllardı. İlk okuduğum kitabı da "Zor Zamanda Konuşmak " olmuştu.
...
Bugün yine konuştuk Murat Abi, Salih, Abdülkadir, Aslan Bekir ve sürpriz bir şekilde Abdülmecid ile. Hatta Akkoç abiyle de konuştum ve görüştüm bugün. Muhammed Ali Abi 'yle de.. E neden peki bu hüzün? Çünkü bizi bir araya getiren Tahtalı 'da cuma namazı değildi bu kez. Sabah namazı önce telefonlaştığımız Muhammed Ali Abi 'nin "Kayınbabamı kaybettik." cümlesiydi.
Onun kayınbabası Baki'nin babasıydı çünkü, Akkoç Abimin Amcası... Sınav dolandı ayağıma gidemedim defin törenine ve cenaze namazına...
Dostlarla konuştuğuma sevinirken akşamına, mutlu olduğuma utandım için için...
Bir rüya gördüm dün: "Bir arkadaş meclisinde oturuyoruz, hep dostlar, tanıdıklar var. Akkoç abi geç kalmış biraz.(Hiç beklemiyorum ondan ama) Orhan abi müstehzi birkaç cümle kuruyor ufaktan, Akkoç abinin kızardığını görüyorum fakat o üsteliyor ki, tam da o anda mecliste arkası bana dönük olduğu halde saygıdeğer bir zatın olduğunu fark ediyorum. Akkoç abinin yüzünü görüyorum ve ağlamaklı neredeyse ve uyanıyorum. Hayra yormaya çalışıyorum.
İki günde iki cenaze sanırım yordu beni. Zannettiğimden hassas ruhum bir hayli sarsıldı.. Sahi üçüncü günde ne ola ki? Ya da sıra kimde?
...
Böyle kesik kesik yazıyorum aklıma gelip gittikçe. Bugün ne kadar da yorulmuşum uyuyakaldım çekyatta.. ve şimdi fiziki uykudan uyanan ben ne zaman uyanırım ki manevi uykumdan bilmiyorum. 42 tanesini harcadığım, sayısını bilmediğim kesemdeki altınlar ne zaman tükenir bilmiyorum.
Le trio joubran çalsın benim şiirlerim okunurken de... İsmet Özel de yazıyor, Karakoç da... Ne olur sanki?...
Şimdi sıcak evimdeyim güvende ve tok karnımla.. Kendimi kandırıyorum uzaklardakilere yardım edeceğimi düşünerek ve yakınımdakileri bir şekilde (sormayın nasıl) es geçerek.
Galiba üç noktayı daha çok sevmeye başladım hayatımda her yere yetişiyor susunca.
Peki ne yapmalı.
Bilen el kaldırsın...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Katkıda bulunmak isterseniz lütfen çekinmeyin.