O sabah Uğur, Zeynel Hoca, Vedat Abi, Ben ve adını hatırlamadığım bir imam arkadaş Vedat Abimin bordo renkli Tofaş marka arabasına binip Şirvan 'a gitmek üzere yola çıktık.
Zeynel Hoca Siirt 'e yeni atanmış bir imam, yanında da başka bir imam arkadaşı var. Uğur ve Ben fakültede aynı sınıftayız ve aynı evde kalıyoruz. Vedat Abimiz daha sonra il müdürü olacağı Orman İşletme Müdürlüğü 'nde o zaman şef olarak görev yapıyor.
Yolculuğumuzun sebebi Siirt merkezdeki eğitimlerinin ardından Şirvan 'ın köylerinde göreve başlayacak olan Zeynel Hoca ve arkadaşını köylerine ulaştırmak ve tabii ki bu vesile ile de Şirvan ve civarını gezip görmekti.
Yolculuk boyunca çok güzel bir sohbet ve muhabbet ortamımız oldu. Siirt 'in güzelliğinden, internetin yavaşlığına kadar -ki o zamanlar çevirmeli ağ falan var- uzun uzun sohbet ettik. İlkbahardı, yol kenarındaki ağaçların yeşil yaprakları üzerlerindeki beyaz meyve çiçeklerinden seçilmeyecek kadar çiçekli ağaçlar, yol kenarındaki otlar yağışlı geçen bir mevsim sonra yer yer diz boyu uzamış, tepelerin bir çoğu ağaçsız olmasına rağmen alabildiğine yeşildi. İşte bu yolların kenarındaki çeşmelerden su içtik, bir tepenin yamacına taraçalarla özenle yapılmış toprak evleri seyrederek yol aldık.
Şirvan 'a ne kadar yolumuz kaldığını düşünürken Vedat Abi 'nin "Size bir balık yedireyim mi?" cümlesiyle hemen yanımdakilere baktım. Öğrenci olmanın da verdiği iştahla teklifi kabul edebileceğimizi söyledim. Diğerleri de aynı fikirde olunca yol üstündeki sanırım Taşlı köyündeki alabalık tesisinde durduk.
Balıklar, ortam, sohbet harikaydı. Soğuk sularıyla gürül gürül akan dere bana köyümüzü hatırlattığı için biraz daha sevmiştim burayı.
Balıklarımızı yedik, çaylar içildi ve o an çok da uzerinde durmadigim basit bir cümle gibi "Bir ara çocukları da mi getirsem buraya? Hem gezmiş olurlar hem de bu güzel baliklardan onlar da yerler. Yengeniz de beğenir burayı. " deyiverdi Vedat Abi.
Sonra arkadaşları köylerine götürdük falan ama benim için bu gidişte yolun ve yolcuların pek bir önemi kalmadı bir süre sonra. Çünkü Vedat Abimin cümlesi kafamda dönmeye başlamıştı. Arkadaşlık, dostluk, kardeşlik ve ağabeylik nedir bu cümle ile zihnimde harika bir yer edinmişti.
Ailesini bile getirmediği bir yere ilk defa bizleri getiriyordu ve konuşmasından anlıyordunuz ki bu gayet olagan, yapılması gereken bir davranıştı onun için. İşte o zaman demek ki doğru dostlar edinmisim ELHAMDÜLİLLAH dedim içimden. Bu gezinin benim yaşamındaki etkisi bakimindan en kârlı yanı da sanırım bu olmuştu.
Ve şimdi Merhum Zahid Kotku'dan öğrendiğimiz meşhur sözle ilgili taşlar da yerine oturmuştu. Ne demişti mübarek:"Arkadaşlık pekeyi demekle kaimdir! " Biz bu sözde geçen arkadaşlığı işte şimdi öğrenmiştik.
Bu vesileyle başta Vedat Abim olmak üzere tüm arkadaşlarıma ve dostlarıma selam ediyorum.