15 Ekim 2025

HASTANE

 Bugün akşam namazından sonra annemle birlikte geldik yine. Tıpkı yıllar önce annemle birlikte geldiğimiz gibi.

Şimdiki çocuklar tablet, telefon, bilgisayar arasına sıkışmışken; bizler çocukluğumuzda akşam ezanından önce eve dönmezdik sokaklardan. 

Futbol oynayanlar, gülle oynayanlar, kovalamaca oynayanlar, yerden yüksek oynayanlar, Yedikule oynayanlar ve daha nice çocuk oyunları oynayan gerçek çocuklardık biz.

E tabii gerçek oyunlarda gerçek enerji, gerçek hareket, gerçek kazalar da kaçınılmazdı. 

Hiç yerinde durmayan, sürekli hareket eden, koşturan bir çocuk olarak kollarım, bacaklarım defalarca kırıldığı için hastane yolu, o gri hastane koridoru, hastane önünde satılan simit, şalgam ve ayran, uzun kuyruklar, kapılardaki suratsız görevliler hepsine aşinaydım ben. 

İlkokul 2. sınıfta farklı bir hastane maceramız oldu yalnız. 

Bugün anneme tekrar sorunca “ Oğlum, o zaman hastanede bir hafta kalmıştık.” dedi. Bir hafta ameliyatlı bir hastaya bakmanın zorluğunu varın siz düşünün.

Hastaneye nasıl girdiğimi falan çok net hatırlamıyorum ama ameliyata girmeden önce annemin başucumda durduğunu, nenemin anneme “İnsan biraz ağlar, sızlar…” falan dediğini hatırlıyorum. Annem her koşulda metanetli bir insandı. Bu tip durumlarda soğukkanlı olunması gerektiğini çok iyi bilirdi. Ve evet gayet soğukkanlı bir şekilde beni ameliyathanenin kapısına kadar uğurladı.

Kapıdan içeri girince her tarafta önlüklü, maskeli kadınlar, erkekler; bilmediğim garip, tuhaf aletler gözüme çarptı ilkin. Sonra masaya yatırdılar. Tepemde de 8-10 tane yanarlı dönerli lamba...

Adın ne? Kaçıncı sınıfa gidiyorsun? Hangi kitapları okudun? diye bir taraftan da sorular sorarak beni kandırmaya çalışıyorlar. Ben de çocuğum tabii... Sonra mavi eldivenli bir el suratıma plastik bir maske uzattı. Maskeyi yüzüme dayadılar. “ Hadi 10’dan geriye doğru say.” dediler.  3'e kadar geldiğimi, sonrasında yatakta uyandığımı hatırlıyorum

Tabii şimdi hastane deyince odalarda tek ya da iki yatak, kişisel hasta dolapları, başucunda oksijen maskeleri, her odanın özel tuvaleti, televizyonu hatta kliması olan hastane odası canlanıyor insanların zihninde. Ben size 1986-87'deki Sosyal Sigortalar Kurumu Hastanesi'nden bahsediyorum. Uzunca bir koridor, koridorun sonunda da bir tuvalet vardı. İhtiyacı olan insanlar için yani koridordaki tüm hastalar içindi bu tek tuvalet.

Yaşlı amcalarla dolu, sanırım 8 kişilik bu odada tek çocuk bendim. Mehmet isminde bir abi ile tanıştığımızı hatırlıyorum. Yan tarafımdaki hastanın oğluydu ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları 6. Bölge Müdürlüğü 'nde çalışıyordu. Bir süre mektup arkadaşlığı yapmışlığımız da oldu.

Odadaki amcaların hepsi birbirinden komikti. Hani yaşlılar artık belli bir yaştan sonra “Aman dünya yansa bana ne!” moduna girer ya işte bizimkilerin hepsi o moddaydı zaten. Birbirlerine sürekli şakalar yapıyorlardı. Birçoğu da yaşlı olmanın verdiği cesaret ve vurdumduymazlık ile bel altı şakalar bile yapıyor, birbirlerinden laflarını hiç esirgemiyorlardı. Ama en güzel tarafı da kimse kimseye alınmıyordu.

Şimdi hatırlıyorum da Hakkı Amcam o zaman Susurluk'ta görev yapıyordu. Adana’ya geldikleri gün hastaneye ziyaretime gelmişlerdi. Yanlarında da bana hediye olarak “Boş Beşik” kitabını getirmişlerdi. Kitabı hastanedeyken okudum ve hastaneden çıkınca da hemen götürüp öğretmenime göstermiştim.

Kimi getirdiğini hatırlamıyorum bir tane tavşanlı balonum vardı. Zorla şişirdik, kulaklarını falan açtık böyle, sonra pencereden bakarken aşağı düşürmüştüm, Sanırım acil servisin çatısına düşmüştü ve  arkasından öylece bakakalmıştım

Annem, garibim... Bir sandalye üstünde günlerce yanımda bekledi. Kaldırdı, indirdi tuvalete götürdü, koridorda gezdirdi. Bir hafta boyunca hergün, neredeyse 24 saat uyanıktı. Sadece bu tabloya bakarak bile söyleyebilirim ki; Anne, insanın Rabbine en yakın aynasıymış. İnsan annesine ne kadar teşekkür etse; Rabbine annesi için ne kadar dua etse, hamd etse de hakkını asla ödeyemezmiş.

İnsan sağlıklıyken yönünü çevirip bakmadığı hastaneleri, soğuk hastane odalarını, insanlara yardımcı olmak için çalışmaktan yorulmuş bitkin sağlık çalışanlarını, ilaç kokularını, zaman zaman kulağına gelen hastaların seslerini, tam vaktinde getirilen tuzsuz ekmekli hastane yemeklerinin kıymetini hasta olunca, hastanede yatınca daha iyi anlıyormuş.

Rabbim, başta Annem ve Babam ile Cumali Dayıma, sonra da bütün hastalarımıza acil şifalar versin inşallah. Rabbim bizi ne hastaneye düşürsün ne de hastaneden mahrum etsin.

Bugün, Annemle birlikte MR çektirmek için geldiğimiz hastane koridorunda tüm bunlar ağır ağır geçti gözlerimin önünden.

 

15 EKİM 2025-ADANA SEYHAN DEVLET HASTANESİ (ESKİ SSK HASTANESİ)

HASTANE

 Bugün akşam namazından sonra annemle birlikte geldik yine. Tıpkı yıllar önce annemle birlikte geldiğimiz gibi. Şimdiki çocuklar tablet, t...